İran ile ABD arasındaki sıcak çatışmanın gölgesinde küresel piyasalarda adeta fırtına kopuyor. “Hürmüz etkisi” ve güçlenen doların ağır baskısıyla altın fiyatları sert bir frene basarken, yatırımcıların gözü kulağı bu hafta küresel merkez bankalarından gelecek kritik kararlara çevrildi. Spot altının 4.630 dolara, gram altının ise 6.709 liraya kadar çekildiği 28 Nisan 2026 sabahında, piyasalarda hakim olan kısa vadeli panik havasını Alman finans devi Deutsche Bank’tan gelen “8 bin dolar” tahmini bıçak gibi kesti. Peki, bu düşüş bir alım fırsatı mı yoksa daha büyük bir çöküşün habercisi mi? İşte piyasaların perde arkası…
Altın fiyatlarındaki bu ani gerilemenin merkezinde çok denklemli bir jeopolitik kriz yatıyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın masaya getirdiği son tekliften memnun olmadığını sert bir dille açıklaması, bölgedeki zayıf barış umutlarına ağır bir darbe vurdu. Çatışmaların başlangıcından bu yana kapalı tutulan Hürmüz Boğazı, küresel petrol ticaretinin şah damarını keserken, petrol fiyatlarının 106 doları aşması “yüksek enflasyon” hayaletini yeniden uyandırdı.
Artan nakliye ve enerji maliyetlerinin küresel enflasyonu tetikleme riski, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) faiz indirme ihtimalini zayıflatıyor. Piyasada yüksek faiz ortamının devam edeceği beklentisi ise faiz getirisi olmayan altının cazibesini gölgeleyerek fiyatları 7 Nisan’dan bu yana en düşük seviyesine çekti. Gümüş de bu türbülanstan nasibini alarak İran çatışmalarının başından bu yana yüzde 16,8’lik büyük bir kayıp yaşadı.
Kısa vadeli rüzgarlar altının aleyhine esiyor gibi görünse de asıl yönü bu hafta açıklanacak kararlar belirleyecek. Küresel yatırımcılar; Fed, İngiltere Merkez Bankası (BoE) ve Kanada Merkez Bankası’nın faiz kararlarına kilitlenmiş durumda. Fed’in faiz oranlarını sabit bırakmasına kesin gözüyle bakılsa da, toplantı sonrasında satır aralarında verilecek mesajlar yılın geri kalanı için altının asıl kaderini çizecek.
Piyasadaki mevcut sancılı durumu değerlendiren Yatırımım Trader CEO’su Candaş Atalay’a göre, yatırımcıda oluşan bu bıkkınlık hissi aslında piyasanın sağlıklı işleyişinin bir yansıması. “Yılın başındaki eşi benzeri görülmemiş coşkunun ardından altın sıkıcı ve durgun bir döneme girdi” diyen Atalay, yaşanan son fiyat hareketlerinin altının gücünü kaybettiği anlamına gelmediğini vurguluyor.
Atalay’ın analizine göre; piyasa şu anda keskin bir satış dalgası yaratmadan yüksek fiyatları yavaş yavaş sindiriyor. Bu tablo, en ufak rüzgarda panik yapan “turist yatırımcıların” piyasadan temizlendiğini, direksiyonun ise hala sağlam duran uzun vadeli yatırımcıların elinde olduğunu gösteriyor. Riskli varlıklar tüm zamanların zirvesinde dolaşırken, olası bir makroekonomik şokta altının “kenarda pusuya yattığını” unutmamak gerekiyor.
Kısa vadeli jeopolitik dalgalanmalar sürerken, asıl büyük şok dalgası Deutsche Bank’ın yayımladığı analizden geldi. Küresel Finansal Kriz’den bu yana merkez bankalarının altın toplama yarışında başı çeken gelişmekte olan ekonomiler, küresel finans sisteminin kurallarını sessizce yeniden yazıyor.
Doların hegemonyasından kurtulup rezervlerini çeşitlendirme stratejisiyle altına hücum eden bu ülkelerin iştahı aynı hızda devam ederse, Deutsche Bank analistlerine göre altının ons fiyatı önümüzdeki 5 yıl içinde inanılmaz bir seviye olan 8.000 dolara ulaşabilir. Bu rakam, şu anki fiyatların yaklaşık yüzde 70 üzerinde devasa bir artış anlamına geliyor.
Kaynak : Haber Merkezi
Yorum Yap