Yıllarca “çölün kralı” diye pazarlandı, hayatı filmlere konu oldu, Batı dünyası onu “tek başına Osmanlı’ya kafa tutan kahraman” ilan etti. Ancak Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) paylaştığı asırlık belge, İngiliz istihbaratının yüz yıllık “illüzyonunu” yerle bir etti. 1.65 boyundaki bir arkeoloğun, Osmanlı’yı arkadan vurmak için nasıl “ölüm makinesine” dönüştürüldüğünü okuyunca kanınız donacak. İşte tarihin seyrini değiştiren o sinsi planın perde arkası…
Milli İstihbarat Teşkilatı, resmi internet sitesindeki “Özel Koleksiyon” bölümünde, Orta Doğu coğrafyasının kaderini değiştiren İngiliz ajanı Thomas Edward Lawrence, nam-ı diğer “Arabistanlı Lawrence” hakkında hazırlanan tarihi raporu gün yüzüne çıkardı. Belge, Lawrence’ın sadece bir ajan olmadığını, aynı zamanda Batı’nın “Haçlı zihniyetini” bölgeye taşıyan kilit isim olduğunu gözler önüne seriyor.
Gerçek amacı neydi? MİT’in paylaştığı detaylara göre; Lawrence’ın “arkeolog” kimliği aslında mükemmel bir kamuflajdı. Oxford Üniversitesi’nde tez konusu olarak “Haçlı Kaleleri”ni seçmesi tesadüf değildi. O, Orta Doğu’yu yeniden Haçlı zihniyetine kavuşturma hayaliyle yanıp tutuşan fanatik bir vatanseverdi.
Savaş patlak vermeden önce Karkamış’taki kazılarda “arkeolog” kılığında dolaşan Lawrence, aslında bölgenin haritasını çıkarıyor, hangi aşiretin Osmanlı’ya karşı kışkırtılabileceğini tek tek not ediyordu. Boyunun 1.65 olması ve zayıf bünyesi nedeniyle orduya “savaşçı” olarak alınmayan bu adam, zekasını ve Arapça bilgisini kullanarak Osmanlı’yı içeriden çökertmek için MI6’in en karanlık silahı haline geldi.
Çöllerde pusuya yattı, trenleri havaya uçurdu, vücudu tam 32 yerinden yaralandı ama ölmedi. Osmanlı askerlerine esir düştü, yine kurtuldu. “Ölümsüz” olduğu sanılan bu casusun sonu ise oldukça ironik ve hazin oldu.
Savaşın tozundan ve barutundan sağ kurtulan Lawrence, İngiltere’ye döndükten sonra sakin bir hayat sürmeyi planlıyordu. Ancak “ecel” onu savaş meydanında değil, evinin yakınındaki bir yolda yakaladı. Hız tutkusuyla bilinen Lawrence, motosikletiyle geçirdiği basit bir trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Yıllarca süren kovalamacalar, suikast girişimleri ve çatışmalardan sağ çıkan “Efsane Ajan”, bir anlık dikkatsizliğin kurbanı oldu.
Peki, Osmanlı’yı parçalayan bu ajanın izleri bugün Türkiye’de yaşıyor olabilir mi? Cevap: Evet. Arama motorlarında en çok merak edilen “Lawrence ve İstanbul” ilişkisi, şaşırtıcı bir gerçeği barındırıyor.
Lawrence’ın, Arap isyanları sırasında kullandığı ve Osmanlı askerlerine ölüm kustuğu iddia edilen tüfeklerden biri, bugün İstanbul’da sergileniyor. Kağıthane’deki Hisart Canlı Tarih Müzesi’nde bulunan ve üzerinde “Gelibolu’da ganimet olarak alındı” ibaresi bulunan silah, İngilizlerin Çanakkale’den alıp Lawrence’a hediye ettiği, daha sonra Türk askerlerinin tekrar ele geçirdiği nadir parçalardan biri. Bu soğuk metal parçası, ihanetin ve mücadelenin sessiz tanığı olarak ziyaretçilerini bekliyor.

Batı medyası onu “tek başına bir ordu” gibi gösterse de, gerçekler çok farklı. Doç. Dr. Ramin Sadık’ın analizine göre, Lawrence bir “süper kahraman” değildi; sadece İngiliz emperyalizminin iyi kurgulanmış bir piyonuydu.
İngiliz propagandası, onu olduğundan büyük göstererek “Batılı beyaz adamın Doğu’ya nizam vermesi” algısını işledi. Oysa o, aşiret liderlerine çuvallarla İngiliz altını dağıtarak isyanı satın alan bir organizatördü. Yani zafer onun “dehası” değil, İngiltere’nin “parası” ve “psikolojik harp” tekniklerinin bir sonucuydu.
Kaynak : Haber Merkezi
Yorum Yap