Türkiye’nin yıllardır kanayan yarası olan faili meçhul cinayetler ve şüpheli ölümler, Ankara kulislerini hareketlendiren bir hamleyle yeniden gündeme taşındı. CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, adaletin tozlu raflarında bekleyen dosyalar için Adalet Bakanlığı’na kritik sorular yöneltti. Özellikle Rojin Kabaiş ve Çağla Tuğaltay gibi kamuoyunun yakından takip ettiği davalardaki gecikmelerin arkasındaki asıl neden ne? Türkiye dijital delilleri çözmekte yetersiz mi kalıyor? İşte adalet sistemindeki o çarpıcı soru işaretleri ve önergenin kan donduran detayları
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Türkiye genelindeki faili meçhul cinayetlerin ve şüpheli ölüm dosyalarının akıbetini sorgulamak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na yazılı soru önergesi verdi. Adalet Bakanı Akın Gürlek tarafından yanıtlanması istenen önergede, hukuk devleti ilkesini zedeleyen ve toplumsal güveni sarsan “gecikmiş adalet” sorunu masaya yatırıldı. Tanrıkulu, birçok dosyanın ancak ailelerin bireysel çabası veya kamuoyu baskısıyla yeniden açılabilmesini sert bir dille eleştirdi.
Soru önergesinde yer alan en dikkat çekici maddelerden biri, son 30 yılın istatistiklerine yönelik oldu. Tanrıkulu, Bakan Gürlek’e; “Türkiye genelinde son 30 yıl içerisinde ‘faili meçhul’ olarak kayıtlara geçen cinayet ve şüpheli ölüm dosyası sayısı kaçtır? Bunların kaçı halen sonuçlandırılamamıştır?” sorularını yönelterek devletin elindeki karanlık tabloyu açıklamasını talep etti. Özellikle zaman aşımı riskiyle karşı karşıya kalan dosyaların akıbeti, adaleti bekleyen binlerce aile için hayati önem taşıyor.
Kamuoyunda büyük yankı uyandıran Rojin Kabaiş olayına dair önergede yer alan bilgiler ise teknik yetersizlik iddialarını gündeme getirdi. Dosyadaki dijital delillerin çözümü için neden İspanya ve Çin gibi ülkelere başvurulduğunu soran Tanrıkulu, şu kritik soruyu sordu: “Türkiye’de bu tür dijital verileri çözebilecek teknik altyapı neden bulunmamaktadır? Bu teknik yetersizlikler nedeniyle soruşturmanın seyrinin geciktiği yönünde bir değerlendirme yapılmış mıdır?”
2000 yılında öldürülen Çağla Tuğaltay dosyasının 26 yıl sonra yeniden DNA incelemeleri ve fethi kabir (mezar açma) işlemleriyle gündeme gelmesi, adli makamların “resen” harekete geçme kapasitesini tartışmaya açtı. Tanrıkulu, olayın gerçekleştiği tarihte gerekli incelemeleri yapmayan veya yetersiz yapan sorumlular hakkında herhangi bir idari işlem başlatılıp başlatılmadığını sorguladı. Ayrıca, geçen onca yıl içinde delil kaybı yaşanıp yaşanmadığının araştırılması gerektiğini vurguladı.
CHP’li Tanrıkulu, soruşturma süreçlerinin uzun yıllara yayılmasına neden olan yapısal sorunların tespiti için bakanlığın özel bir “gecikmiş adalet” inceleme veya denetim mekanizması kurup kurmayacağını sordu. Uzun süre aydınlatılamayan cinayet dosyalarının “fiilen askıda bırakıldığı” iddialarının hukuk devletine yakışmadığını belirten önerge, Ankara’da adaletin hızı ve etkinliği konusunda yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi.
Sıkça karşımıza çıkan “Faili meçhul” terimi; işlenen bir suçun (genellikle cinayet veya ağır yaralama) sorumlusunun kim olduğunun adli makamlarca henüz tespit edilemediği durumları ifade eder. Türk hukuk sisteminde bu tür dosyalar belirli bir süre (zaman aşımı) sonunda kapanma riski taşıdığı için meclis denetimi ve kamuoyu takibi büyük önem arz etmektedir.
Kaynak : Haber Merkezi
Yorum Yap