İstanbul’un göbeğinde akıllara durgunluk veren bir inanç sömürüsü davası sonuçlandı. Kendisini “Hz. Ali” olarak tanıtan ve müritlerini “Peygamberle doğrudan iletişim kuruyorum” diyerek kandıran şahsın kurduğu sistem, yargı duvarına çarptı. Kredi çekenler, evini devredenler ve bağış yapmadığı için “Yezid” ilan edilenler… İşte Türkiye’nin konuştuğu o skandalın kan donduran detayları.
İstanbul’da infial yaratan olayda, dini duyguları istismar ederek büyük bir vurgun gerçekleştiren yapılanmaya karşı açılan dava karara bağlandı. Gazeteci İsmail Arı’nın gündeme getirdiği skandalda, kendisini Hz. Ali olarak pazarlayan bir şahıs ve etrafındaki cemaat, müritlerinden “ulvi emirler” bahanesiyle milyonlarca liralık mal varlığı topladı. Mağdurların anlattıkları ise pes dedirten cinsten.
Cemaat üyelerini etkilemek için her türlü yolu deneyen şüpheliler, akılalmaz bir iddiayla ortaya çıktı. Sözde dini liderin “Peygamberle görüştüğünü” öne süren yapı, müritlerine “Peygamberin, Allah yolunda kullanılmak üzere bir fabrika kurulmasını emrettiğini” söyledi. Bu vaade inanan çok sayıda kişi, bankalardan yüksek tutarlı krediler çekti, kimileri ise oturduğu evini cemaate devretti. Ancak cemaat içindeki baskı bununla da sınırlı kalmadı. Bağış yapmaya gücü yetmeyen veya duruma itiraz eden üyeler, cemaat tarafından ağır ithamlarla karşı karşıya kaldı.
Sömürü düzenine ayak uydurmakta zorlanan veya nakdi yardımda bulunmayan kişiler, cemaat içinde psikolojik baskıya maruz bırakıldı. “Bağış” adı altında istenen paraları vermeyenler, İslam tarihinin en tartışmalı figürlerinden biri olan “Yezid” olmakla suçlanarak aforoz edildi. Bu baskı yöntemiyle müritlerin korku ve suçluluk duyguları üzerinden sömürüldüğü mahkeme kayıtlarına girdi.
Uzun süredir devam eden yargılama sürecinde, toplanan deliller ve mağdur ifadeleri ışığında mahkeme heyeti kararını açıkladı. Dini duyguları istismar ederek dolandırıcılık ve haksız kazanç sağladığı tespit edilen 3 sanığa 5’er yıl hapis cezası verildi. Karar, bu tür yapılarla mücadele noktasında kritik bir örnek olarak değerlendiriliyor.
Google aramalarında en çok merak edilen konuların başında, bu şahsın kimliği ve cemaatin hangi bölgede faaliyet gösterdiği geliyor. İstanbul merkezli faaliyet yürüten bu yapının, özellikle manevi boşlukta olan bireyleri hedef seçtiği ve kendisini “seçilmiş kişi” olarak tanıtan liderin karizmatik bir dini otorite inşa ettiği biliniyor. Mahkeme kayıtlarında şahısların kimlik bilgileri ve mağduriyet yarattıkları diğer olaylar da inceleme altına alındı.
Türk Ceza Kanunu’na göre, dini inanç ve duyguların istismarı suretiyle dolandırıcılık suçu “Nitelikli Dolandırıcılık” kapsamında değerlendiriliyor. Bu tür davalarda sanıklar, mağdur sayısına ve dolandırıcılığın boyutuna göre ağır hapis cezalarıyla karşı karşıya kalabiliyor. Son olayda verilen 5’er yıllık hapis cezası, suçun alt sınırından uzaklaşıldığını ve mahkemenin kamu vicdanını rahatlatmaya yönelik bir adım attığını gösteriyor.
Uzmanlar uyarıyor: Kendisini kutsal kişilerle irtibatlı gösteren, rüyalar veya vahiyler üzerinden maddi talepte bulunan yapılara karşı dikkatli olunmalı. İstanbul’daki son vaka, “fabrika kurma” veya “Allah yolunda harcama” vaadiyle kişilerin mal varlıklarının nasıl ellerinden alındığını bir kez daha gözler önüne serdi. Hukukçular, bu tür durumlarda mağdurların vakit kaybetmeden suç duyurusunda bulunmalarının hayati önem taşıdığını belirtiyor.
Kaynak : Haber Merkezi
Yorum Yap