Adana’da yaşayanlar ve bu şehrin eşsiz lezzetlerine gönül verenler için kritik uyarı geldi. Güne ciğerle başlayıp geceyi şırdanla kapatanların yıllardır sürdürdüğü o meşhur gastronomi rutini, aslında vücutta pimi çekilmiş bir bombaya dönüşüyor. Peki, Türkiye’yi Avrupa’nın obezite şampiyonu yapan bu tehlikeli beslenme alışkanlığı vücudumuzda tam olarak neye yol açıyor? Uzmanların “Geri dönüşü yok!” diyerek üzerine basa basa uyardığı o şok edici gerçek ve metabolizmayı altüst eden detaylar…
Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Balcalı Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gamze Akkuş, kentin simgesi haline gelen beslenme kültürü hakkında ezber bozan açıklamalarda bulundu. Adana denilince akla ilk gelen ciğer, kebap ve şırdan üçlüsünün, hareketsiz bir yaşamla birleştiğinde obezite başta olmak üzere tansiyon ve diyabet gibi kalıcı hastalıklara davetiye çıkardığına dikkat çekti.
Arama motorlarında sıkça sorulan “Sürekli et yemek zararlı mı?” sorusunun yanıtı, Adana’nın klinik tablolarında gizli. Doç. Dr. Akkuş’a göre; ailesinde şeker, kolesterol ya da yüksek tansiyon öyküsü olan bireylerin, yağlı et ürünlerini karbonhidratla birlikte tüketmesi tehlike çanlarının çalmasına neden oluyor. Bir kişinin gün boyu alması gereken kalori miktarının tek bir Adana sofrasında alınması, açlık kan şekerinde fırlamalara ve damar tıkanıklıklarına zemin hazırlıyor.
Sakatat tüketimiyle ilgili en büyük uyarı ise tansiyon hastalarına yönelik oldu. Ciğer ve şırdan gibi sakatatlarda doğal olarak bulunan aşırı tuz miktarı, risk grubundaki hastalar için hayati bir risk taşıyor. Normal şartlarda vücuda alınması gereken günlük tuz miktarını tek bir porsiyonda aşan bu besinler, tansiyonun bir anda fırlamasına ve kalıcı damar hasarlarına neden olabiliyor.
Metabolizmayı çökerten sadece ağır öğünler değil; yemek sonrası gelen masum görünümlü atıştırmalıklar. Doç. Dr. Akkuş, akşam saatlerinde çayın yanında tüketilen kuruyemişlerin veya 3-4 porsiyon meyvenin doğrudan kilo olarak depolandığını belirtiyor. Eskiden “Sık sık, azar azar yiyin” denilen beslenme modelinin artık birçok hasta grubunda önerilmediğini belirten uzmanlar, aralıklı açlığın ve uzun açlık sürelerinin vücudu yenilemede çok daha etkili olduğunu vurguluyor.
Kaynak : Haber Merkezi
Yorum Yap