Dünya kamuoyunun ve uluslararası savunma otoritelerinin gözü kulağı Ankara’dan gelen o şok edici ve tarihi haberde. Yıllardır büyük bir gizlilik içinde yürütülen, bölgesel sınırları aşıp küresel çapta kırmızı alarm verilmesine neden olan o devasa savunma sanayii projesi nihayet gün yüzüne çıktı. Bugüne kadar bilinen tüm ezberleri bozan ve Türkiye’yi dünyadaki en elit “süper güçler” ligine taşıyan bu kritik adım, rakiplerin savunma doktrinlerini çöpe atmasına neden olacak. Peki, gece yarısı duyurulan ve düşman unsurlar için büyük bir tehdit ve caydırıcılık unsuru oluşturan bu sır projenin detaylarında neler var? İşte dünyayı ayağa kaldıran o tarihi gelişmenin perde arkası…
Özellikle son yıllarda yerli ve milli savunma sanayiinde attığı adımlarla adından sıkça söz ettiren Türkiye, bugüne kadarki en büyük ve en yıkıcı sürprizini sahaya sürdü. Gaziantep gibi sınır güvenliğinin ve jeopolitik stratejinin kilit noktası olan şehirlerimizde yaşayan vatandaşlarımızı da çok yakından ilgilendiren bu gelişme, ülkemizin savunma kalkanını bambaşka bir boyuta taşıdı.
Bugüne kadar kısa ve orta menzilli balistik füzelerle bölgesel bir caydırıcılık sağlayan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin envanterine, tam 6 bin kilometre menzile sahip, Kıtalararası Balistik Füze (ICBM) sınıfına göz kırpan “Yıldırım Han” füzesi eklendi. Sadece bir savunma aracı değil, aynı zamanda masada Türkiye’nin elini eşi benzeri görülmemiş bir şekilde güçlendirecek olan Yıldırım Han, küresel satranç tahtasında kartların baştan dağıtılmasına neden oluyor
“Yıldırım Han füzesi özellikleri”, savunma sanayii tutkunlarını ekran başına kilitledi. Resmi makamlardan sızan ilk bilgilere ve savunma analistlerinin değerlendirmelerine göre Yıldırım Han, katı yakıt teknolojisiyle çalışan, fırlatma emri verildiği andan itibaren dakikalar içinde atmosfer dışına çıkıp hedefine sesten katbekat hızlı bir şekilde (hipersonik hızlarda) inebilen devasa bir platform. Bu füzelerin en büyük özelliği, radar sistemleri tarafından tespit edilmelerinin ve hava savunma sistemleri (Patriot, S-400 vb.) tarafından önlenmelerinin neredeyse imkansız olmasıdır. Yıldırım Han’ın taşıdığı yüksek tahrip gücüne sahip harp başlığı ve nokta atışı hassasiyeti, onu “vurulamaz ve durdurulamaz” bir hayalet güce dönüştürüyor.
Bu devasa adımın sadece uluslararası basında değil, yerelde de çok ciddi yansımaları var. Yıllardır sınırın sıfır noktasında terör unsurları ve bölgesel krizlerle burun buruna yaşayan Gaziantep, Şanlıurfa, Hatay gibi illerimiz için bu haber ne anlama geliyor? Uzmanlar çok net bir uyarıda bulunuyor: Yıldırım Han gibi 6 bin kilometre menzilli bir caydırıcı güce sahip olmak, sınır illerimize yönelik olası her türlü asimetrik veya konvansiyonel tehdidi daha doğmadan yok etmek demektir. Düşman unsurlar, Türkiye’nin sınırlarına yönelik bir tehdit oluşturmadan önce, başkentlerinin saniyeler içinde vurulabileceği gerçeğiyle yüzleşmek zorundalar. Bu durum, Gaziantep ve çevre illerin tarihte hiç olmadığı kadar güvenli bir stratejik şemsiye altına girmesi anlamına geliyor.
Peki, 6.000 kilometre menzil tam olarak ne ifade ediyor? “Yıldırım Han’ın menzili nerelere ulaşıyor?” sorusunun cevabı, dünyadaki bazı başkentlerde uykuların kaçmasına neden oldu. Türkiye’nin merkezinden ateşlenecek bir Yıldırım Han füzesi; tüm Avrupa kıtasını, Kuzey Afrika’nın tamamını, Ortadoğu ve Körfez bölgesini, Rusya’nın çok büyük bir bölümünü, Orta Asya’yı ve hatta Asya kıtasının içlerine kadar uzanan devasa bir coğrafyayı kapsama alanına alıyor. Bu durum, Türkiye’nin artık sadece kendi coğrafyasında değil, üç kıtada da “sözü geçen ve izinsiz adım atılamayan” bir küresel aktör olduğunu matematiksel olarak kanıtlıyor.
Bu konu sadece bugünün değil, önümüzdeki 50 yılın en çok konuşulacak “Evergreen” (kalıcı) askeri strateji konularından biri. Bir ülkenin balistik füze teknolojisinde menzili artırması, sadece daha uzağı vurabilmesi anlamına gelmez. Aynı zamanda uzay teknolojilerinde, malzeme biliminde (atmosfere yeniden girişteki binlerce derecelik ısıya dayanıklılık), navigasyon ve güdüm sistemlerinde çağ atladığını gösterir. Yıldırım Han ile birlikte Türkiye, kendi uydularını uzaya fırlatma kapasitesinin altyapısını da test etmiş ve dünyanın sayılı “uzay ve füze” güçleri arasındaki yerini tescillemiş oldu.
Yıldırım Han füzesinin menzil kapasitesinin açıklanmasının ardından, Batı ve Doğu medyasında alarm zilleri çalmaya başladı. Küresel savunma dergileri ve düşünce kuruluşları, Türkiye’nin bu teknolojik sıçramasını “bölgesel denklemi kökünden değiştiren sismik bir sarsıntı” olarak nitelendirdi. Özellikle Yunanistan ve bazı Avrupa basınında “Ankara’nın önlenemez yükselişi” başlıkları dikkat çekerken, bazı batılı analistler “Türkiye artık sadece NATO’nun güneydoğu kanadını koruyan bir ülke değil, kendi başına bir kutup haline gelmiştir. Bu durum müttefiklik ilişkilerini yeniden tanımlamayı gerektirecektir” uyarısında bulundu. Bu panik havası, Türkiye’nin uyguladığı stratejik bağımsızlık vizyonunun ne kadar doğru ve isabetli bir yolda ilerlediğinin en büyük kanıtı olarak gösteriliyor.
Savunma sanayiindeki bu skandal niteliğindeki (düşmanlar için) başarının ardından gözler, Yıldırım Han’ın seri üretime geçeceği tarihe ve denizaltılardan fırlatılabilecek versiyonlarına (SLBM) çevrildi. “Gök Vatan” ve “Mavi Vatan” savunmasının ardından “Uzay Vatan” kavramının da altını dolduran bu hamlelerin, önümüzdeki günlerde farklı müjdelerle de desteklenmesi bekleniyor. Milli Teknoloji Hamlesi’nin meyveleri toplandıkça, sahada ve masada güçlü Türkiye imajı, sarsılmaz bir kale olarak yükselmeye devam edecek.
Kaynak : Haber Merkezi
Yorum Yap