8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, bu yıl da ne yazık ki bir kutlama değil, bir yüzleşme günü olarak tarihe geçiyor. Ortaya çıkan son veriler, Türkiye’nin en büyük utanç kaynaklarından biri olan kadın cinayetlerinde gelinen vahim boyutu gözler önüne serdi. Tam 294 can, 294 farklı hikaye, acımasızca son buldu. Peki, her gün haber bültenlerinde bir yenisini duyduğumuz bu cinayetlerin arkasında yatan asıl korkunç detay ne?
Günler geçiyor, aylar devriliyor ama o kara tablo bir türlü değişmiyor. Her yıl olduğu gibi bu 8 Mart’ta da çiçekler ve kutlama mesajları, yerini yas tutan ailelere ve adalet arayan çığlıklara bıraktı. Raporlara yansıyan o tüyler ürpertici sayı ise sadece bir istatistikten ibaret değil: 294.
Evet, yanlış okumadınız. Göz göre göre, bazen sokak ortasında bazen de “en güvenli” sandıkları evlerinde tam 294 kadın cinayete kurban gitti.
Haberleri okurken ya da ekran başında izlerken saniyeler içinde unuttuğumuz o sayılar, aslında nefes alan, hayalleri olan, anne, evlat, kız kardeş ya da bir dost olan insanlardı. Açıklanan bu acı tablo, sorunun artık bireysel olayları çoktan aşıp toplumsal bir travmaya dönüştüğünü kanıtlıyor.
Uzmanlar ve sivil toplum kuruluşları her fırsatta uyarıyor; ancak alınan önlemlerin yetersizliği ve cezaların caydırıcılıktan uzak kalması, şiddet sarmalını her geçen gün daha da büyütüyor. Okurken bile insanın nefesini kesen bu 294 sayısı, akıllara o can alıcı soruyu getiriyor: Sırada kim var?
Bu tür raporların en çarpıcı yanlarından biri de cinayetlerin işlenme şekli ve fail profilleri. Çoğu zaman katil, uzaklardan gelen bir yabancı değil; en yakındaki eş, eski koca, sevgili ya da bir akraba oluyor. “Beni korur” denilen ellerin birer cinayet silahına dönüşmesi, tehlikenin ne kadar içimizde ve öngörülemez olduğunu bir kez daha yüzümüze çarpıyor.
Kadınların kendi hayatlarına dair karar almak istedikleri, ayrılmak, boşanmak ya da sadece “hayır” dedikleri için hedef alınması, toplumun temelindeki çürümeyi işaret ediyor.
Geldiğimiz bu noktada, “Kadına Yönelik Şiddete Hayır” demek ne yazık ki sadece bir slogandan ibaret kalıyor. Sadece 8 Mart’larda değil, yılın 365 günü bu gerçekle yüzleşmek ve somut adımlar atmak zorundayız. Çünkü bu acı tablonun değişmesi için sadece yasaların değil, zihniyetlerin de kökten değişmesi gerekiyor.
Bir sonraki 8 Mart’ta 294 değil, “sıfır” rakamını konuşacağımız, hiçbir kadının sokakta yürürken arkasına bakarak adımlarını hızlandırmayacağı o günlerin gelmesi umuduyla… Artık hiçbir can yanmasın, hiçbir hayal yarım kalmasın!
Kaynak : Haber Merkezi
Yorum Yap